e

Python Hazır Kodlar


Python: İngilizce Türkçe Sözlük Yapımı

Kodu Kopyala
#Python: İngilizce Türkçe Sözlük Yapımı
degisken=[1,5,3]
print(degisken)
print(degisken[2])
print(type(degisken))

sozluk={
    "a": "(i). ingiliz alfabesinin ilk harfi; birinci kalite veya derece; (müz). la notası, la perdesi; A.B.D. en yüksek not.",
    "a la": "usulünde, tarzında.",
    "a la carte": "alâkart, yemek listesine   göre, her yemeğin ayrı ayrı fiyatı olan.",
    "a la king": "beyaz sosta pişmiş",
    "a la mode": "(Fr). modaya uygun;   dondurmalı.",
    "a mensa et thoro": "(Lat), (huk). sofradan ve yataktan (boşanmanın bir çeşidi).",
    "a u": "(kıs). angstrom units.",
    "a-one": "(s). birinci kalite olan.",
    "aa": "(i) pürüzlü lav",
    "aardvark": "(i) Güney Afrika'da bulunan    ve karınca yiyen bir hayvan.",
    "aaron's rod": "sığırkuyruğu, (bot)   Verbascum.",
    "ab": "önek -den, uzağa: abjure yeminle vazgeçmek; abdicate feragat etmek.",
    "aba": "(i). aba.",
    "abaca": "(i). kenevir muzu, (bot) Musa   textilis.",
    "aback": "(z), (den) faça. taken aback   şaşırmış.",
    "abactor": "(i) davar hırsızı.",
    "abacus": "(i) hesap tahtası; (mim )sütun başlığmdan geçen düz tabla.",
    "abaddon": "(i) öIüler diyarı; cehennem,   tamu.",
    "abaft": "(z), (den) kıça doğru, kıç tarafta,   kıç tarafında.",
    "abalone": "(i,) (zool) kabuklu bir deniz hayvanı.",
    "abampere": "(i) on amperlik elektrik   cereyan birimi.",
    "abandon": "(f) tamamıyle bırakmak,   terketmek, başından atmak; kendini tamamıyla vermek; kendini kaptırmak.",
    "abandoned": "(s) metruk, terk edilmiş;   hayâsız, ahlâksız.",
    "abandonment": "(i) terk; metrukiyet,   terk edilmiş olma; tam feragat ile kendini teslim etme.",
    "abas": "(Fr) kahrolsun.",
    "abase": "(f) alçaltmak, gururunu kırmak   abasement( i) alçaltma, alçalma.",
    "abash": "(f) utandırmak, mahcup etmek,   bozmak; gururunu kırmak.",
    "abask": "(z) güneşte ısınarak.",
    "abate": "(f) azaltmak,    indirmek; kısmen yahut tamamıyla kesmek;   azalmak, eksilmek, hafiflemek, çekilmek;   hükmü kalmamak abatement (i) azaltma,   azaltılma, azalış, tenzil; kesilmiş yahut indirilmiş meblâğ.",
    "abatjour": "(i) tepe penceresi; panjur.",
    "abattoir": "(i),(Fr) mezbaha, salhane,   kasaplık hayvanların kesildiği yer.",
    "abaxial": "(s) eksenden uzak.",
    "abba": "(i) baba;  (bazı kiliselerde) piskopos.",
    "abbe": "(i) papaza verilen nezaket unvanı.",
    "abbess": "(i) kadınlar manastırının baş   rahibesi.",
    "abbey": "(i) manastır; manastıra ait bina   veya binalar; manastır kilisesi.",
    "abbot": "(i) manastırın baş rahibi.",
    "abbreviate": "(f) kısaltmak, özetlemek,   ihtisar etmek abbrevia'tion(i).   kısaltma, remiz, bir veya birtakım kelimeleri   gösteren harf veya harfler; özetleme, ihtisar;   kısaltılmış yazı, özet; (müz) bir takım notaları   gösteren remiz yahut işaret.",
    "abc's": "alfabe; herhangi bir şeyin   temel kuralları.",
    "abdicate": "(f) -(den) çekilmek, -(den)   vazgeçmek, feragat etmek: resmen bırakmak   veya feragat etmek ; (özellikle hükümdarlıktan)tacını ve tahtını terk etmek   abdica'tion (i) tacını ve tahtını terk etme.",
    "abdomen": "()i karın, batın; biyol   haşarat gövdesinin art kısmı abdom'inal (s)   karna ait abdominal cavity (anat) karın   boşluğu.",
    "abduct": "(f) zorla almak,(kadın yahut  çocuk)  kaçırmak.",
    "abduction": "(i).(çocuk)  kaçırma; kız kaçırma abductor(i) kaçıran   kimse; dışarı çeken kas.",
    "abeam": "(z),(den) omurgaya dikey   olarak, bordanın tam ortası hizasında.",
    "abecedarian": "(s), (i) çok   basit;(i) okumayı yeni öğrenen kimse.",
    "abed": "(z) yatakta, yatağın üstünde.",
    "abele": "(i) akçakavak (bot) Populus alba.",
    "aberglaube": "(i),(Al) batıl itikat.",
    "aberration": "(i). hata, dalâlet, doğru   yoldan ayrılma, inhiraf; yan delilik, akıl   hastalığı; sapıklık; (astr) sapınç, sapma;   adese veya ayna sisteminde bütün ışınların   bir noktaya toplanamaması.",
    "abet": "(f)  söz ve davranışlarla   cesaret vermek veya yardım etmek.(gen. fina anlamda).",
    "abetter": "-tor (i) başkasına kötülük aşılayan kimse, kışkırtan   kimse, suç ortağı.",
    "abeyance": "(i). askıda oluş, muallakıyet   in abeyance kullanılmaz durumda,   askıda, muallâkta.",
    "abhor": "(f)  hor görmek,   iğrenmek abhorrence (i) nefret; nefret edilen   veya tiksinilen herhangi bir şey abhorrent   (s) nefret uyandıran, iğrenç; (to) ile karşı,   muhalif, zıt.",
    "abib": "(i), (ibr) nisan ayının eski bir ismi.",
    "abide": "(f)    bir yerde kalmak; sabit durmak; tahammül   etmek, dayanmak, çekmek; ikamet etmek,   oturmak, sakin olmak, mukim olmak abide   by sebat etmek; itaat etmek durmak.",
    "ability": "(i). iktidar, yetenek, kabiliyet;   marifet, hüner; dirayet, zekâ; huk ehliyet,   kudret abilities (i) kabiliyetler; hassalar,   melekeler.",
    "abinitio": "(Lat) başlangıçtan, aslından.",
    "abiogenesis": "(i) cansızdan   canlı oluşumu.",
    "abject": "(s) sefil, alçak, aşağılık;   gurursuz; köle gibi abjectly (z). alçakça,   sefilce abjectness (i) alçaklık, adilik, sefillik.",
    "abjure": "(f) yemin ederek vazgeçmek;   kesin olarak feragat etmek, inkâr etmek,   sapıklıktan dönmek abjura'tion (i) yeminle   vazgeçme, feragat etme abjuration of   religion inkâr etme, dinden Sıkma, irtidat   abjuratory (s) vazgeçme kabilinden.",
    "ablation": "(i).(tlb). bedenden (ur, uzuv)  alma; (jeol). (taşların)  zamanla aşınması;   uzay sürtünme ısısının zarar vermeden   dağıtılması.",
    "ablative": "(i), (s). Latince isimlerde   ablatif, ismin -(den) hali; (s) -den halinde olan.",
    "ablaut": "(i). gram mana değişikliği   ile sesli harfin değişmesi.",
    "ablaze": "(s).(z). alevli; hararetli, şevkli;   (z) alev alev, hararetle.",
    "able": "(s). güçlü, muktedir, kadir; istidadı   olan, hünerli, becerikli; yetkili able-bodied   (s) vücudu sağlam olan güçlü able-bodied   seaman gemici tayfa.",
    "abloom": "(s). çiçekli~ bol çiçekleri   olan.",
    "abluent": "(s), (i) temizleyici;   (i) deterjan.",
    "ablush": "(s) kızarmış yüzlü.",
    "ablution": "(i) yıkanma, aptes, gusül.",
    "ably": "(z). hünerle, maharetle.",
    "abnegate": "(f) inkâr etmek, reddetmek,   feragat etmek abnega'tion  (i)  inkâr, feragat, mahrumiyete katlanma.",
    "abnormal": "(s) anormal, usule   veya âdete uygun olmayan; tabii olmayan   abnormal'ity (i) anormallik, usule veya   âdete uygunsuzluk; bu halde olan kimse   veya şey.",
    "abnormity": "(i) anormallik.",
    "aboard": "(z), edat gemi, tren vb'nin   içine veya içinde; den yan yana.",
    "abode": "(i) ev, oturulan yer, ikametgah,   mesken; kalma, ikamet.",
    "abolish": "(f) kaldırmak, bozmak; ilga   etmek, feshetmek, iptal etmek.",
    "abolition": "(i). kaldırılma, ilga   abolitionist i herhangi bir şeyin  kaldırılması   taraftarı.",
    "abomb": "(i) atom bombası.",
    "abominable": "(s) çok kötü,   iğrenç, nefret uyandıran   abominable snowman (bak) yeti abominably (z) çok fena   bir şekilde, berbat olarak.",
    "abominate": "(f) son derece iğrenç   kabul etmek, istikrah etmek, nefret etmek   abomina'tion (i) iğrenme, istikrah, nefret;   iğrenç veya menfur şey; kötülüğe sebep   olan herhangi bir şey.",
    "aboriginal": "(s), (i) asıl yerli: bir   yerin en eski halkından olan (kimse).",
    "aborigine": "(i) bir memleketin   asıl yerlisi; bir memleketin asıl hayvan ve   bitkilerinden biri.",
    "abort": "(f) çocuk düşürmek; boşa çıkmak;   bitirmeden durdurmak; başarısızlıkla   bitmek.",
    "abortion": "(i) çocuk düşürme; düşük;   olgunlaşmadan kurumuş çiçek, meyve veya   ekin; tam başarısızlık.",
    "abortive": "(s). vaktinden evvel doğmuş;   boş, beyhude, eksik, akim; tıb çocuk   düşürmeye sebebiyet veren abortively   (z). akim kalarak.",
    "aboulia": "(i). irade yitimi.",
    "abound": "(f).(gen). in ile çok olmak,   bol olmak, mebzul olmak.",
    "about": "edat -(e) dair, hakkında; çevresine,   etrafında; yakında, civarında, havalisinde;   ötesinde berisinde, her yerinde;   ile meşgul; için About facel (ask)., emir   Geriye don I about to come gelmek üzere   beat about the bush bin dereden su getirmek   about-face  (i). geriye dönüş. fikir veya karar değişimi.She has a special air about her. Kendine özgü bir havası var.",
    "above": "(s). yukarıda olan; yukarıda   zikredilmiş, daha önce gösterilmiş olan;   semada olan, gökteki.",
    "abovo": "(Lat). başlangıçtan beri.",
    "abr": "(kıs). abridged, abridgement.",
    "abracadabra": "(i) hastalıktan   korunmak için üç köşeli muska üzerine   yazılan manasız harfler; muska; anlamsız   söz.",
    "abrade": "(f) aşındırmak, yemek.",
    "abrasion": "(i) aşınma yenme, yıpranma;   aşınmış veya aşındırılmış kısım   yahut ondan kopan parçalar.",
    "abrasive": "(i), (s) aşındırmak ve bilemek veya cilâ yapmak için kullanılan   bir madde; aşındırıcı şey, yıprandırıcı madde;   (s). aşındıran, bileme veya cilâ işinde kullanılabilen.",
    "abreast": "(z). yan yana, beraber; aynı   hizada, aynı seviyede.",
    "abridge": "(f) kısaltmak, özetlemek, kesmek;   mahrum etmek abridgement (i)   kısaltma, özetleme; azalma, kesilme; bir   eser, demeç veya sözün kısaltılmış şekli;   özet, hulâsa.",
    "abroad": "(z) ortalıkta, halk arasında;   dışarıda; dış memleketlerde, hariçte; şurada   burada, her tarafta; memleket dışına.",
    "abrogate": "(f). yetkisini kullanarak   ilga etmek, iptal etmek, feshetmek; kaldırmak, bir tarafa koymak abroga'tion  (i). ilga, iptal, yetkisini kullanarak feshetme.",
    "abrupt": "(s). birdenbire olan, ani olan,   acele ile olan; ters, haşin; birbirini tutmaz,   kesik, pürüzlü; çok dik abruptly (z). birdenbire; terslikle abruptness (i). acele;   sertlik, terslik.",
    "abscess": "(i).(tıb) çıban, apse, cerahat   kesesi.",
    "abscissa": "(i)., (geom). absis, fasla.",
    "abscission": "(i) kesme, kesilme,   ani bitiş;(kon). (san). inkıta, ara, fasıla.",
    "abscond": "(f) kaçmak, firar etmek,   kanundan kaçmak, özellikle alacaklıdan kaçmak   absconder (i) kaçak, firari, kanundan   kaçan kimse.",
    "absence": "(i). gaybubet, yokluk; (huk).   gaip oluş, gıyap; dalgınlık.",
    "absent": "(f). çekilmek, hazır bulunmamak için çekilip gitmek   absent oneself gitmek, bulunmamak.",
    "absentee": "(s). vazifesi başında bulunmayan; başka bir memlekette ikamet   eden(mal sahibi).  absenteeism (i). vazifesi   başında veya malın olduğu memlekette bulunmama itiyadı.",
    "absinth": "(i). apsent, pelin otu ile   yapılan anasonlu yeşil bir içki; (bot). pelin   otu, acı pelin.",
    "absolute": "(s). kâmil, tam; halis,   sade, saf; mutlak, sonsuz, nihayetsiz, kayıtsız şartsız; gram soyut, mücerret; ki,sisel   değer ölçülerine bağlı olmayan absolute   ceiling hav azami yükseliş haddi absolute pitch (müz). bir notanın frekansı;   bir sesin perdesini ezberden tayin etme kabiliyeti. absolute scale mutlak ölçü. absolute temperature mutlak ısı derecesi (mutlak sıfırdan hesap ederek). absolute zero ısıda mutlak sıfır noktası. absolutely (z), tamamen, kesin olarak, kati surette. absoluteness  (i). mutlakiyet.",
    "absolution": "(i). suç, günah veya   cezayı affetme; Katolik kilisesinde günahlarrn affolunduğunu papazın ilân etmesi.",
    "absolutism": "(i). mutlak oluş,   mutlakıyet doktrini mutlakçılık; (pol). mutlak   idare, kayıtsız şartsız kral hâkimiyeti.",
    "absolutist": "(i). kralların kayıtsız   şartsız hakimiyeti taraftarı, mutlakıyetci.",
    "absolve": "(f). suç, günah veya cezayı   affetmek yahut bunu ilân etmek.",
    "absonant": "(s). zıt, akla uygun   olmayan.",
    "absorb": "(f). içine çekmek, içmek,   emmek, massetmek; yutmak; işgal etmek,   zapt etmek absorbent (s).(i). içe çekici,   alıcı, emici (madde). absorbent cotton hidrofil pamuk. absorption (i). içe çekme, içme, emme, zihin meşguliyeti, dalgınlık.",
    "abstain": "(f). çekinmek, kaçınmak,   geri durmak, sakınmak, imtina etmek   abstain from (-den) imtina etmek, (-den) kaçınmak.",
    "abstemious": "(s). çok yemek ve   içmekten sakınan, perhizkâr abstemiously   (z). perhiz yaparak, ılımlı bir şekilde, az   yiyip içerek.",
    "abstention": "(i). çekinme, kaçınma, sakınma, imtina; çekimser olma.",
    "absterge": "(f). silmek, temizlemek.",
    "abstinence": "(i). (yiyecek, zevk v.b. şeylerden)  kendini geri tutma; perhiz, imsak   abstinent (s). perhizkâr.",
    "abstract": "(s).,(i). eşya veya   fikirlerden soyut olan; soyut, mücerret; dalgın;   ideal, nazari, kuramsal; (i)  özet.   abstract noun soyut isim abstract number soyut sayı, mücerret adet. in the   abstract kuramsal olarak. abstractly (z).   soyut olarak.",
    "abstractedness": "(i). zihin meşguliyeti,   dalgınlık.",
    "abstraction": "(i) soyutlama; çıkarma,   tecrit, ayırma; münzevi hayat; zihin   meşguliyeti, dalgınlık; çalma, aşırma.",
    "abstruse": "(s). anlaşılması güç, muğlak   abstruseness (i). muğlaklık.",
    "absurd": "(s). anlamsız, manasız, akılsızca,   gülünç; birbirine karşıt düştüğü için   yanlış; imkansız, olmayacak absurdity (i).   anlamsızlık, manasızlık; delilik, maskaralık   absurdly (z). esassız olarak; saçma bir   şekilde absurdness (i). anlamsızlık, manasızlık, akılsızlık.",
    "abundance": "(i). bolluk, çokluk,   bereket; servet.",
    "abundant": "(s). bol, bereketli, mebzul   abundantly (z). bol bol.",
    "abuse": "(i). kötüye kullanma, suiistimal;   kötü muamele; zarar; fesat, suç; küfür,   sövüp sayma; Irza tecavüz.",
    "abusive": "(s). ağzı bozuk, küfürbaz;   yolsuz, bozuk; fesatçı abusively (z). yolsuz   olarak.",
    "abut": "(f).  dayanmak,   bitişik olmak.",
    "abutment": "(i). köprünün karada   olan ayağı, mesnet; (mim). kemer veya   kubbenin ağırlığını destekleyen kısım.",
    "abysmal": "(s). dipsiz, derin; koyu,   kesif, çok; hudutsuz.",
    "abyss": "(i). cehennem, tamu, uçurum   olan yer; ahlâki veya zihni derinlik; denizin   dibi.",
    "abyssinia": "(i). Habeşistan.",
    "abyssinian": "(s), (i). Habeş.",
    "ac": "(kıs). account.",
    "acacia": "(i) akasya; aksalkım ağacı.",
    "academic": "(s). eğitimle ilgili;   ilmi; soyut, mücerret, pratiğe dayanmayan.",
    "academician": "(i). akademisyen,   terbiyeci.",
    "academy": "(i). akademi, yüksek   okul: ilim adamları cemiyeti.",
    "acanthus": "(i). kenger otu, ayı   yoncası,(bot), Acanthus;(mim). sütun başlıklarında   kullanılan akantos yaprağı.",
    "acappella": "(müz). çalgı eşliği olmadan   söylenen (şarkı v.b.).",
    "acarid": "(i). kene, sakırga.",
    "accede": "(f). iktidara gelmek, iş başına   geçmek; razı olmak, muvafakat etmek   accede to the throne cülus etmek, tahta   çıkmak accede to one's wishes birinin   isteklerine razı olmak.",
    "accelerando": "(z).,(it) , (müz).   tedricen artan hız ile, accelerando.",
    "accelerate": "(f). hızlandırmak, süratlendirmek  , tacil etmek, hızlanmak, sürat   kazanmak accelera'tion (i). hızlandırma,   tacil etme, süratin artması accelerator  (i)., oto gaz pedalı; (fiz). siklotron veya benzeri.",
    "accent": "(i). aksan, telâffuzda bir heceye   verilen kuvvet  ; aksan i,sareti, vurgu;   şive; hisleri belirtmek için cümlede belirli   kelime veya hecelerin vurgulandırılması.",
    "accentuate": "(f). üzerine basarak   okumak; önemle belirtmek accentua'tion   (i). aksan koyma, vurgulama.",
    "accept": "(f). kabul etmek, almak;   icabet etmek; onaylamak, tasdik etmek,   razı olmak; anlamak, mana vermek.",
    "acceptable": "(s). kabul olunabilir,   makbul be acceptable makbule geçmek.",
    "acceptance": "(i). kabul; kabul edilme  ; tasdik ve imza olunmuş tahvil, poliçe   v,b non-acceptance (i), (huk). ademi kabul,   ret.",
    "acceptation": "(i). kabul; anlam,   mana.",
    "access": "(i). giriş, yol, methal, geçit;   artma, Çoğalma; (tıb). nöbet have access   yanına girebilmek, huzura kabul edilmek.",
    "accessible": "(s). yanına girilebilir,   içine girilebilir; kolay bulunur; kandırılabilir;   alınır, bulunur accessibil'ity (i). yanına   gitme imkânı, içine girilebilme imkanı, kolay   bulunma imkânı.",
    "accession": "(i). vasıl olma, ulaşma,   varış; artma, Çoğalma; cülus, tahta çıkma; (müzeye, kütüphaneye)   yeni gelen şey.",
    "accessory": "(s). (i). yardımcı olan,   muavenet eden; suç ortaklığı eden;(i).   aksesuar, yardımcı şey; suç ortağı.",
    "accidence": "(i). sarf usul ve prensipleri  ; tasrif, çekim.",
    "accident": "(i). kaza, arıza; (gram).   sarf bölüğü; (fels). ilinek, âraz, accident   insurance kaza sigortası acciden'tal (s).,   (i). kaza eseri olan, arızi; rastlantı eseri olan,   tesadüfi; esaslı olmayan;(i)., (müz). armür   dö kle'den sonra tesadüfi olarak gelen   bemol veya diyez. acciden' tally (z). kazaen,istemiyerek, rasgele, kazara.",
    "acclaim": "(f). alkışlamak; bağırarak   ilân etmek; bağırmak.",
    "acclamation": "(i). alkışlama, alkış,   bravo'' deme; açık oylamada lehte oy   verme by acclamation oy birliği ile.",
    "acclimate,acclimatize": "(f). bir yerin iklimine alıştırmak   acclimatiza'tion (i). bir yerin havasına   alışma veya alıştırma.",
    "acclivity": "(i). yokuş, bayır.",
    "accolade": "(i). şövalyelik rütbesi verilirken   kucaklama, öpme veya kılıç yüzü ile   omuza hafifçe vurma töreni; mükâfat; övme;   (müz). rabıta.",
    "accommodate": "(f). birbirine uygun   hale getirmek; telif etmek, uzlaştırmak; bir   başkasının işini görmek; sağlamak, temin   etmek; yerleştirmek, yer tedarik etmek accommodate   oneself uymak, intibak etmek   accommodate oneself to circumstances   ayağını yorganına göre uzatmak, şartlara uymak.accommodating (s).iltifatçı, lütufkar.",
    "accommodation": "(i). uyma,   intibak; birinin işini görmeye razı olma,   Iütufkarlık; düzen; yerleşme; telif etme, uzlaştırma  ; ödünç, istikraz. accommodations  (i). yatacak yer, konfor, rahatı sağlayan şartlar   accommodation train (ABD). birçok istasyonda   duran yolcu treni.",
    "accompaniment": "(i). eşlik   eden şey, refakat eden şey; (müz). akompaniman.",
    "accompanist": "(i)., (müz). piyanoda   eşlik eden kimse, akompanist.",
    "accompany": "(f). bir kimseye arkadaş   olmak, yanında bulunmak, beraberinde gitmek   veya gelmek, refakat etmek, rehberlik      etmek; (müz). eşlik etmek; maiyetinde bulunmak  ; ilâve etmek, eklemek.",
    "accomplice": "(i). suç ortağı.",
    "accomplish": "(f). başarmak, becermek  , üstesinden gelmek; tamamlamak,   ikmal etmek accomplished (s). ikmal edilmiş  ; hünerli; nezaketli.",
    "accomplishment": "(i). başarı,   muvaffakiyet; icra, tamamlama.",
    "accord": "(f). uzlaştırmak, telif etmek,   uyum sağlamak, ahenk vermek; teslim etmek;   uymak, mutabık olmak, ahenkli olmak   accord with ahenkli olmak, uygun olmak.",
    "accordance": "(i). uyum, ahenk,   uzlaşma in accordance with    (-e) göre, (-e)   uygun olarak.",
    "according": "(z). uygun olarak, binaen,   göre according as göre, tıpkı, aynen   according to göre, nazaran accordingly   (z). binaen, binaenaleyh.",
    "accordion": "(i). akordeon.",
    "accost": "(f), yaklaşıp hitap etmek.",
    "accouchement": "(i), Loğusalık; doğum.",
    "account": "(f). hesap vermek, sebebini   belirtmek; cevap vermek; saymak, itibar   etmek account for hesap vermek, sebebini   izah etmek.",
    "accountable": "(s). sorumlu, mesul;   tarif edilebilir, anlatılabilir accountabil ity  (i). sorumluluk, mesuliyet.",
    "accountant": "(i). muhasebeci, sayman   accountancy (i). muhasebecilik accounting   (i). muhasebe.",
    "accouter": "(f). askeri giyecek vermek.",
    "accouterments": "(i). (çoğ).asgari giyecekler ve teçhizat.",
    "accra": "(i). Akra.",
    "accredit": "(f). inanmak, güvenmek,   itimat etmek, itibar etmek; itimatname vererek   memur etmek accredita'tion (i),(ABD). (bir okul, yüksek okul veya üniversiteye teftişten sonra verilen)   muadelet belgesi.",
    "accrescent": "(s). büyüyen, çoğalan.",
    "accrete": "(f), (s). birleşmek, yapışmak;   eklenip büyümek; eklemek; (s). ekli; birleşmiş.",
    "accretion": "(i). ilave, ek; gelişme, uzvi   büyüme; katılma; yapışma; ilhak.",
    "accrual": "(i). büyüme, artış; artış miktarı.",
    "accrue": "(f). ziyadeleşmek, çoğalmak;   hasıl olmak, gelmek; (huk). hak olarak hissesine   düşmek; gerçekleşmek, tahakkuk etmek   accrued expense tahakkuk etmiş masraf .  accrued interest tahakkuk etmiş faiz.",
    "acculturation": "(i). bir kültürün   başka bir kültürden aldığı tesir.",
    "accumulate": "(f). yığmak; toplamak  , biriktirmek; birikmek, çoğalmak, yığılmak.",
    "accumulation": "(i). yığma,   biriktirme, toplama; toplanma, yığılma; biriktirilmiş   veya toplanmış şeyler; biriktirilip   sermayeye eklenen faiz.",
    "accumulative": "(s). toplayıcı,   biriktirici; toplanmış, birikmiş.",
    "accumulator": "(i). toplayıcı   şey veya kimse; su gücünü toplayan cihaz;   (ing). akümülatör, akü .",
    "accuracy": "(i). doğruluk, dikkat, titizlik,   ihtimam, incelik.",
    "accurate": "(s). doğru, sahi, tam; ince   accurately (z). doğru olarak, kusursuz bir   şekilde.",
    "accurateness": "(bak). accuracy. ac.curs.ed (s). lanetlenmiş, melun,meşum, nefret uyandıran, menfur.accursedly (z). meşum olarak, uğursuzca.",
    "accursed": "(s). Lânetlenmiş, melun,   meşum; nefret uyandıran, menfur. accursedly   (z). meşum olarak, uğursuzca.",
    "accusative": "(s)., (i)., (gram)  ) (-i) halinde;  (i). (-i) hali.",
    "accuse": "(f). suclamak, itham etmek,   cürüm isnat etmek accusa'tion (i). cürüm   isnadı, suçlama, itham; töhmet accused (s).   sanık, maznun.",
    "accustom": "(f). alıştırmak accustom   oneself alışmak, âdet edinmek, itiyat peyda   etmek be accustomed to itiyadında olmak  , alışkın olmak.",
    "ace": "(i). as, birli iskambil oyununda); zerre;   beş düşman uçağı düşüren pilot; spor as   oyuncu. ace in the hole (ABD). argo en   son koz, yedek koz. He was within an   ace of falling .Az daha düşecekti Düşmesine   ramak kaldı.",
    "acedia": "(i). halsizlik, kaygısızlık.",
    "acentric": "(s). merkezsiz, merkez   dışı .",
    "acephalous": "(s). başsız, reissiz;   (zool). asefala sınıfından; (bot). başsız.",
    "acerb": "(s). acı, sert.",
    "acerbate": "(f). acılaştırmak; sinirlendirmek.",
    "acerbity": "(i). ekşilik, acılık; terslik,   sertlik, huysuzluk.",
    "acetabulum": "(i), (anat). hokka   çukuru.",
    "acetanilide": "(i). teskin edici ve   ateş düşürücü bir ilâç, asetanelit.",
    "acetate": "(i). bir nevi sentetik kumaş,   rayon; asetik asit tuzu.",
    "acetic": "(s). sirke gibi, ekşi. acetic acid   asetik asit, sirke asidi.",
    "acetify": "(f). ekşitmek, ekşimek.",
    "acetone": "(i). aseton.",
    "acetylene": "(i). asetilen.",
    "achaean,achaian": "(s). Eski   Yunanistan'a ait .",
    "ache": "(i). (f). ağrı, sızı, acı; (f) ağrımak, sızlamak, acımak.",
    "achene": "(i). (bot). aken, kapçık meyva,   tek tohumlu, açılmaz ve sert kabuklu bir   meyve tipi.",
    "achieve": "(f). başarmak, yapabilmek, üstesinden   gelmek; kazanmak, meydana getirmek   muzaffer olmak achievement (i). başarı,   muvaffakiyet; husule getirme, başarma; husule   getirilmiş şey. achievement test   başarı testi.",
    "achilles'tendon": "(biyol). ökçe   veteri, Aşil kirişi.",
    "achondroplasia": "(i)., (tıb).   cücelik, bodurluk.",
    "achromatic": "(s). renksiz; renkleri   tabii haliyle gösteren; (müz). perdesi değişmeyen; akromatik.",
    "achromatopsia": "(i)., (Tıb). renk   körlüğü, akromatopsi.",
    "acicular": "(s). iğne ve diken şeklinde olan.",
    "acid": "(i)., (s). asit, ekşi şey, ekşi; (s). asit   niteliğinde; asit fazlalığı olan. acid'ity (i). ekşilik  , ekşime, asidite.",
    "acidify": "(f). asit etmek, ekşitmek.",
    "acidosis": "(i)., (tıb). asidoz, özellikle   şeker hastalığında kanın asitli hali.",
    "acidulate": "(f). mayhoş etmek, biraz   ekşitmek. acidulous (s) mayhoş, eksice.",
    "aciform": "(s). iğne biçiminde.",
    "ack-ack": "(i). uçaksavar ateşi.",
    "acknowledge": "(f). doğruluğunu kabul   etmek, teslim etmek, onaylamak, tasdik   etmek; şükranla tanımak; gerçek veya kanuni   olduğunu kabul etmek. acknowledgment   (i). teslim, onaylama, tasdik, itiraf, kabul,   teşekkür; senet, tasdikname, borç ikrarı.",
    "aclinic": "(s). meyilsiz. aclinic line   pusula iğnesinin meyilli olmayıp kendiliğinden   yatay kaldığı mıknatıslı ekvator çizgisi.",
    "acme": "(i). doruk, zirve, olgunluk zirvesi;   (Tıb). buhran, kriz.",
    "acne": "(i). sivilce; (Tıb). akne, bir çeşit cilt   hastalığı.",
    "acock": "(z), küstahça; eğri.",
    "acolyte": "(i). kilisede rahibe yardım   eden memur; yardımcı kimse.",
    "aconite": "(i). kaplan boğan, bıldırcın   otu,(bot). Aconitum napellus. wolfsbane   aconite kurtboğan.",
    "acorn": "(i). meşe palamudu.",
    "acoustic": "(s). işitme duyusu ile ilgili,   ses ilmine ait, işitmeye ait. akustik.",
    "acoustics": "(i). akustik ilmi; akustik   bina inşa etme ilmi. acoustics (i)., bir odanın   akustik vasfı.",
    "acquaint": "(f). haberdar etmek, bilgi   vermek, malumat vermek. be acquainted   with tanımak, şahsen bilmek. acquaint   oneself with öğrenmek, aşinallk peyda   etmek.",
    "acquaintance": "(i). tanıdık, bildik;   iyi bilme; haber, bilgi, malumat; tanış.",
    "acquaintanceship": "(i). ahbaplık  , tanışıklık, aşinalık.",
    "acquest": "(i). ele geçen şey; (huk). verasetten   başka bir şekilde ele geçen şey.",
    "acquiesce": "(f). kabul etmek, razı   olmak, muvafakat etmek. acquiescence (i).   uysallık, razı olma, kabul etme. acquiescently   (z). uysallıkla,",
    "acquire": "(f). ele geçirmek, elde etmek,   kazanmak, istihsal etmek, tedarik etmek.   acquired (s). kazanılmış, müktesep. acquired   characteristics doğuştan olmayıp sonradan   kazanılan özellikler.",
    "acquirement": "(i). kazanç, iktisap;   ilim, marifet, hüner.",
    "acquisition": "(i). kazanılan şey,   iktisap; kütüphaneye yeni gelen kitap; müzeye   yeni gelen eşya.",
    "acquisitive": "(s). açgözlü; elde edilebilen.   acquisitive instinct açgözlülük,   kespetme eğilimi.",
    "acquit": "(f). suçsuz çıkarmak,   beraat ettirmek. acquit oneself görevini   yapmak; davranmak hareket etmek. acquit   oneself well vazifesini iyi yapmak. be   acquitted beraat etmek, temize çıkmak.",
    "acquittal": "(i). suçsuzluk hükmü, beraat.",
    "acquittance": "(i). zimmetten kurtulma;   ibra senedi, makbuz,",
    "acre": "(i). bir arazi ölçü birimi, 0404   hektar, 0404 dönüm, 430 eski dönüm.   God's acre mezarlık. acres (i)., (çoğ). emlak,   arazi; (k). dili çok miktar.",
    "acreage": "(i). dönüm miktarı, arazi   alanı.",
    "acrid": "(s). acı, ekşi, keskin, sert; zihni   kurcalayan.",
    "acrimonious": "(s). acı, ters,   haşin, sert. ac'rimony (i). acılık, haşinlik,   sertlik.",
    "acrobat": "(i). akrobat, cambaz.",
    "acrobatics": "(i). cambazlık, akrobasi.",
    "acromion": "(i)., (anat). akromyon,   omuz çıkıntısı.",
    "acronym": "(i). birkaç kelimenin baş   harflerinin veya ilk hecelerinin bir araya   gelmesiyle oluşan kelime: NATO, U N ESCO.",
    "acropolis": "(i). şehrin en yüksek   noktasında bulunan iç kale veya hisar, akropol.",
    "across": "(z)., edat ortasından, iSinden   veya üstünden karşı tarafa geçerek; edat   çaprazvari, öbür tarafa, karşı yakada. come   across rast gelmek, tesadüf etmek; (k). dili   görünmek. come across with (k). dili istemeyerek   vermek.",
    "acrostic": "(i). akrostiş.",
    "acrylic": "(i). sıcakken yumuşak olan   plastik.",
    "act": "(i). yapılan şey,, fiil, ameliye; kanun;   resmi yazı; tiyatro perde. act of God (huk).   icbar edici sebep, insan kudretinden üstün   afet(yıldırım inmesi gibi).  caught in the   act suçüstü (cürmü meşhut halinde) yakalanmış.  put on an act poz yapmak.",
    "acting": "(s). yapan, işleyen, temsil eden;   vekil olan, vekâlet eden.",
    "actinic": "(s). güneş vb. ışınlarının   kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliğine   ait. actinic rays kimyasal değişiklikler   meydana getiren ışınlar.",
    "actinism": "(i). güneş vb ışınlarının   kimyasal değişiklikler meydana getirme özelliği.",
    "actinium": "(i). aktinyum.",
    "actinometer": "(i). güneş ışınlarının   kuvvetini ölçen araç, aktinometre.",
    "action": "(i)., amel, çalışma, meşguliyet,   faaliyet, fiil; hukuk davası; etki, tesir, kuvvet,   nüfuz; tiyatro bir oyundaki olaylar dizisi;   harekete geçme (asker,makina v.b.). actionable   (s). dava edilebilir.",
    "activate": "(f). faal hale getirmek,   harekete geçirmek; (fiz). radyoaktif hale getirmek.",
    "activation": "(i). faal hale getirme;   lâğım sularının hava ve bakterilerle temas   ettirilmesi sonucunda temiz su haline   getirilmesi.",
    "active": "(s). hareket kuvveti olan, etkin,   değiştirebilen, fail; faal, çalışkan; pratik;   hareketli, canlı, yerinde duramayan, çevik;   (gram). etken, aktif; (tic). faiz getiren, paraya   çabuk çevrilebilen (sermaye). active   officer muvazzaf subay. active volcano   aktif durumda olan yanardağ.",
    "activism": "(i)., (fels). aktivizm, etkincilik  ; güneş vb ışınlarının kimyasal değişiklikler   meydana getirme özelliği; eylemcilik.",
    "activist": "(i). etkinci; eylemci, özellikle   politikada eylemciliğe meyilli olan kimse.",
    "activity": "(i). faaliyet; fiil, amel; kuvvet;   etki, tesir; faal oluş; tez canlılık, tetiklik.",
    "actor": "(i). artist, aktör, oyuncu; yapan   kimse.",
    "actress": "(i). artist, aktris, kadın oyuncu.",
    "actual": "(s) gerçek, hakiki, asli, asıl,   fiili; şimdiki. actual'ity (i). hakikat   ac'tualize (f). gerçekleştirmek, hakiki kılmak,   kuvveden fiile çIkarmak. actually (z). hakikatte  , gerçekten; bilfiil.",
    "actuar,y": "(i). hayat sigortası istatistikleri   uzmanı.",
    "actuate": "(f). kuvveden fiile çıkarmak  , harekete getirmek; olumlu bir şekilde   etkilemek.",
    "acuity": "(i). keskinlik, sivrilik.",
    "aculeate": "(s). sivri; iğneli.",
    "acumen": "(i). dirayet, feraset, çabuk   kavrayış.",
    "acuminate": "(f)., (s). açmak; (s).   ucu uzun ve sivri.",
    "acupuncture": "(i)., (tıb). iğne saplamak   suretiyle teşhis ve tedavi.",
    "acute": "(s). sivri, keskin, ince; zeki, zeyrek,   açıkgöz; aşırı hassas; tiz, keskin (ses); (Tıb).   akut; hâd, vahim, ağır, şiddetli. acute angle   dar açı.acutely (z). zekâ ile; şiddetle. acuteness  (i). zekâ keskinlik.",
    "ad": "A.D. AD (kıs). Anno Domini milâttan sonra. ad (i). ilan, reklam.",
    "ad here": "(f). yapışmak, tutmak; iltihak   etmek; bağlanmak, bağlı olmak, merbut   olmak. adherence (i). sabit durma: vefa, bağlılık, merbutiyet adherent (s)., (i). yapışık, bağlı, merbut; (i) taraftar, taraf tutan kimse,   bir parti veya kiliseye mensup olan kimse.",
    "adabsurdum": "(Lat). anlamsız   veya saçma bir hale gelinceye kadar.",
    "adage": "(i). atasözü, darbımesel, vecize.",
    "adagio": "(z). (i)., (müz). adagio;(i). yavaş   çalınan parça",
    "adam": "(i). Adem; bir erkek adı. Adam's   apple (bak). apple. not to know one from   Adam tanıyamamak the old Adam insanların   günah işlemeye olan tabii eğilimi.",
    "adamant": "(s)., (i). hoşgörüsüz; çok   sert; (i). çok sert efsanevi bir taş.",
    "adamantine": "(s). sarsılmaz; delinmez  ; elmas gibi sert ve parlak.",
    "adapt": "(f). bir şeye uydurmak, uyarlamak;   edeb adapte etmek. adapt oneself uymak,   intibak etmek, tabi olmak. adaptable (s).   uysal, şartlara uyan, intibak edebilen adapter   (i). adaptör; intibak eden ve ettiren şey veya   kimse.",
    "adaptability": "(i). şartlara ve   çevreye uyma yeteneği, intibak kabiliyeti,   uysallık.",
    "adaptation": "(i). uygunluk, imtizaç  , intibak, tatbik, uyma; (edeb). adaptasyon,   uyarlama; ışık değişikliklerine gözü alıştırma   işlemi; uydurulma, şekil değişmesi.",
    "adar": "(i). musevi takviminde şubat ortasında   başlayan ay.",
    "adastra": "(Lat). yıldızlara.",
    "add": "(f). katmak, ilâve etmek, eklemek;   zammetmek, toplamak. adder (i). toplayan   şey veya kimse. add up toplamak, yekun   çıkarmak; neticelenmek; (k). dili anlaşılmak,   belli olmak.",
    "addend": "(i). katılan rakam veya miktar.",
    "addendum": "(i). ilave   edilecek şey veya söz.",
    "adder": "(i). birkaç cins zehirli yılan; engerek, sağır yılan, (zool). Vipera berus; Amerika'da   bulunan birkaç cins zehirsiz yılan. adder's mouth birkaç cins salepçi otu   adder's-tongue (i). yılan dili, suoku; turna gagası,(bot). Geranium robertianum adderwort (i). kurtpençesi, yılan kökü. death adder dikenli yılan, (zool).Acanthophis.",
    "addict": "(i). tiryaki, müptelâ kimse, bir   şeye düşkün kimse.",
    "adding machine": "hesap makinesi",
    "addis ababa": "Adis Ababa",
    "addition": "(i). ilave, ilave edilmiş şey;   (mat). toplama in addition to (-e) ilâveten,   ayrıca, fazla olarak. additional (s). biraz daha,   ilâve edilen, eklenilen.",
    "additive": "(i)., (s). katkı; katılan kimyasal   madde; (s). toplamsal, ilâve olunacak.",
    "addle": "(f). (s). bozmak, şaşırtmak; çürümek,   cılk çıkmak; (s). çürük, cılk  addlebrained   (s). ahmak addled egg cılk yumurta.",
    "address": "(i). adres; söylev, nutuk; konuşurken   takınılan tavır, eda; hüner, sanat.",
    "addressee": "(i). adresine mektup gönderilen   kimse.",
    "addresser": "(i). hitap eden kimse;   imza eden kimse; dilekçe sahibi.",
    "addressograph": "(i). adres yazma   makinesi.",
    "adduce": "(f). getirmek, göstermek (delil).",
    "aden, gulf of": "Aden körfezi",
    "adenoid": "(i). (anat). Ienf bezi.",
    "adenoma": "(i)., (tıb). lenf bezlerinin   şişmesi veya büyümesi, adenoma, genellikle   bez dokusu uru.",
    "adept": "(s)., (i). usta, mahir;(i). mütehassıs,   uzman.",
    "adequacy": "(i). ehliyet, yetenek,   kifayet, yeterlilik.",
    "adequate": "(s). uygun, ehven, elverişli,   kifayetli, yeterli.adequately (z). layıkıyle   adequateness (i). yeterlilik.",
    "adharma": "(i),, Sanskrit günahkarlık.",
    "adhesion": "(i) yapışma; iltihak, razı   olma, bağlı olma; vefa, sabit durma; (tıb).,   (bot). ayrı parçaların birbirine yapışması.",
    "adhesive": "(s)., (i). yapışkan, yapışıcı;   (i). tutkal, zamk, çiriş adhesive plaster,   adhesive tape yapışkan şerit, bant, plaster   adhesiveness (i). yapışkanlık.",
    "adhibit": "(f). koymak, yapıştırmak,   vermek (ilaç).",
    "adhoc": "(Lat). bunun için, buna mahsus;   bu zamana kadar. ad hoc committee   kısa sureli ve tek bir vazife için kurulan   komite.",
    "adhominem": "(Lat). bir kimsenin   ön yargı ve tutkularına hitap eden.",
    "adiathermic": "(s). sıcaklık ışınlarını   geçirmeyen.",
    "adieu": "ünlem (i). Allah'a Ismarladık, elveda  , Allah'a emanet olunuz; (i), (gen) (çoğ).   veda, Allah'a emanet etme.",
    "adinfinitum": "(Lat). sonu   olmayarak, nihayetsiz bir şekilde.",
    "adinterim": "(Lat). geçici, muvakkat.",
    "adios": "ünlem Allah'a Ismarladık.",
    "adipose": "(s).,(i) etin yağına ait; yağlı;   (i) etin yağlı tarafı.",
    "adit": "(i). maden ocağına giden yatay   geçit.",
    "adj": "(kıs). adjective, adjacent, adjustment.",
    "adjacency": "(i). bitişik olma, yakınlık.",
    "adjacent": "(s). bitişik, yakın, komşu.",
    "adjectival": "(s). sıfat cinsinden.",
    "adjective": "(i). (s). sıfat; (s). sıfat cinsinden   olan, niteleyici.",
    "adjoin": "(f). bitiştirmek, yan yana koymak;   bitişik olmak, yan yana olmak adjoining   (s). bitişik, yan yana.",
    "adjourn": "(f). ertelemek, tehir etmek, başka   güne bırakmak; oturuma son vermek; dağılmak   adjournment (i). ertelenme; oturuma   son verme; iki celse arasındaki müddet.",
    "adjudge": "(f). hüküm vermek.",
    "adjudicate": "(f). hüküm ve karar   vermek adjudica'tion (i). hüküm ve karar   verme; hüküm. adjudicator (i). hüküm ve   karar veren kimse, hakem.",
    "adjunct": "(i). ilâve, ek, esası teşkil   etmeyen kısım; iş arkadaşı, yardımcı, muavin;   (gram). başka kelimeleri tanımlamak veya   nitelemek için kullanılan kelime veya kelimeler.",
    "adjure": "(f). Allah rızası için diye rica etmek,   istirham etmek adjura'tion (i). ciddi tembih   veya dilek; yemin.",
    "adjust": "(f). düzeltmek, uydurmak, alıştırmak  , ayar etmek adjustable (s). ayar edilebilir, düzeltilebilir uydurulabilir. adjustment  (i). tasfiye; tanzim, düzeltme, tashih,   Islah; düzen, nizam; uyma, intibak.",
    "adjutant": "(i). yardımcı, muavin; emir   subayı, yaver. adjutant general komutana   bilgi veren ve emirlerini orduya tebliğ eden   general. adjutant stork Hindistan'da bulunan   bir çeşit iri leylek.",
    "adlib": "(f)., (k). dili irticalen söylemek.",
    "adlibitum": "(Lat). istenildiği kadar,   istenildiği gibi; (müz). tempo vb hususunda   istenildiği gibi çalınabilen notalar;(kıs) ad lib.",
    "adman": "(i). ilâncılıkla meşgul olan   kimse.",
    "administer": "(f). yönetmek, idare   etmek; vermek, icra etmek, ifa etmek: yemin   ettirmek; hizmet etmek, levazımını temin   etmek, donatmak.",
    "administration": "(i). yönetim,   idare, hükümet nezaret; başkan ve yardımcıları  , idareciler; bakanlar kurulu, vekiller heyeti  ; yemin ettirme; ilaç verme.",
    "administrative": "(s). yönetimle   ilgili, idari.",
    "administrator": "(i). yönetmen,   idareci, mudur, mütevelli; (huk). vasi, vekil,   mirası idare eden kimse.",
    "admirable": "(s). takdire şayan, beğenilecek  , çok güzel admirably (z). beğenilecek   surette.",
    "admiral": "(i). amiral.vice-admiral (i).   tümamiral rear-admiral (i). tuğamiral. admiral   butterfly bir cins kelebek.",
    "admiralty": "(i),, (b.h). bahriye mahkemesi  ; İngiltere'de deniz kuvvetleri kumandanlığı.",
    "admire": "(f). çok beğenmek, hayran   olmak, takdir etmek admira'tion (i). hayranlık  , çok beğenme. admir'er (i). takdirkar  kimse; âşık. admiringly (z). beğenerek, hayran   olarak.",
    "admissible": "(s). kabul olunabilir,   kabule şayan. admissibil'ity (i) makul oluş,   kabul olunabilme.",
    "admission": "(i). kabul, girme müsaadesi  ; teslim (hakikat); giriş ücreti, duhuliye.   admission free duhuliyesiz, giriş ücreti olmayan.",
    "admit": "kabul etmek,   teslim etmek ; içeriye bırakmak,   girmesine müsaade etmek: izin vermek, müsaade   etmek admit of imkân vermek   admittance (i). içeriye kabul; girme müsaadesi  , giriş hakkı. No admittance. Girilmez.",
    "admittedly": "(z). itiraf edildiği gibi.",
    "admixture": "(i). katıp karıştırılma, ilâve.",
    "admonish": "(f). öğüt vermek, nasihat   etmek, tembih etmek, ihtar etmek.",
    "admonition": "(i). tembih, ihtar, nasihat, öğüt.",
    "admonitory": "(s). ihtar mahiyetinde, nasihat şeklinde.",
    "adnauseam": "(Lat). kusturacak kadar, iğrenç derecede.",
    "ado": "(i) gürültü, patırtı. make an ado   hadise çıkarmak, kıyameti koparmak. without   any more ado hemen, ses çıkarmadan.",
    "adobe": "(i). kerpiç.",
    "adolescence": "(i). gençlik, büyüme   çağı.",
    "adolescent": "(s)., (i). delikanlı, genç, büyümekte olan.(kimse).",
    "adopt": "(f). kabul etmek, edinmek, benimsemek  ; evlât edinmek. adoption (i). kabul  , benimseme; evlatlığa kabul etme, evlât   edinme adoptive (s). evlâtlığa kabul eden   veya edilen.",
    "adore": "(f). tapınmak, perestiş etmek, aşırı   derecede sevmek. adorable (s). tapınılacak,   perestişe layık, çok güzel ve sevimli. adora'tion   (i) perestiş, tapınma, aşk, aşırı sevgi.",
    "adorn": "(f). süslemek, donatmak, tezyin   etmek, çeki düzen vermek. adornment (i).  süs, ziynet.",
    "adrem": "(Lat). sadede, konuya, mevzua.",
    "adrenal": "(i). (s). böbrek üstü bezi,(s), bu bezle ilgili.adrenal glantl böbrek ustu   bezi.",
    "adrenaline": "(i). adrenalin.",
    "adrianople": "(i). Edirne.",
    "adriatic": "(i). Adriya Denizi.",
    "adrift": "(s). başıboş; kendi haline terk edilmiş  , serseri; akıntı ve rüzgâr etkisiyle   sürüklenmekte olan (Gemi).",
    "adroit": "(s). eli çabuk, usta, becerikli,   mahir, hünerli. adroitly (z). hünerle.adroitness  (i). hüner, marifet, el çabukluğu.",
    "adscititious": "(s). ilâve edilen, katma  , ek olan, gereksiz.",
    "adulate": "(f). yaltaklanmak, tabasbus   etmek. adula'tion (i). mübalağalı bir şekilde   methetme, aşırı övgü, tabasbus, yaltaklanma   adulatory (s). aşırı övgü niteliğinde olan,   yaltaklanma mahiyetinde.",
    "adult": "(s)., (i). reşit, ergin, erişkin (kimse).",
    "adulterate": "(f)., (s). karıştırmak,   safiyetini bozmak; (s). karışık, mahlut adultera'tion   (i). karıştırma, karıştırılmış olma.",
    "adultery": "(i). zina, evli biriyle gayri   meşru cinsi münasebet. adulterer (i). zina   yapan erkek adulteress (i). zina yapan kadın   adulterine (s). gayri meşru (çocuk). adulterous   (s). zina eden; caiz olmayan, memnu.",
    "adumbrate": "(f). ima etmek, anıştırmak  ; gölgelemek. adumbra'tion (i). ima,   kinaye; gölgeleme.",
    "adust": "(s). yanmış, kavrulmuş, kurumuş   adv kıs adverb.",
    "advalorem": "(Lat). pahasına göre,   kıymeti üzerinden.",
    "advance": "(i). ilerleme, ileri gitme,   terakki, terfi; fiyat yükselmesi; avans, öndelik.   advances (i)., (çoğ). ilerlemeler; (k).dili   açık verme, asılma. advance guard öncü   kuvvet. in advance önde, ileride; peşin   olarak.",
    "advantageous": "(s). kârlı, faydalı  , istifadeli. advantageously (z). faydalı   bir şekilde.",
    "advent": "(i). gelme, gelip çatma, görünme  , olma, vuku. Advent (i)., (kil). Hazreti   İsa'nın dünyaya gelmesi; Noel'den evvel bir   ay müddet.",
    "adventitious": "(s) arızi, harici,   tesadüfe bağlı.",
    "adventure": "(f). tehlikeye atmak,   şansa bırakmak; cesaret etmek, göze almak,   atılmak. adventurer (i). maceraperest kimse.  adventurous (s). macera seven; cüretli; cesaret   isteyen (bir iş),",
    "adverb": "(i)., (gram). zarf. adverbial (s).   zarfa ait adverbially (z). zarf cinsinden   olarak.",
    "adversary": "(i). muhalif kimse, düşman  , hasım.",
    "adversative": "(s). muhalefet belirten  , karşı fikri ifade eden.",
    "adverse": "(s). zıt, muhalif, ters,   karşı, aksi. adversely (z). karşı olarak, muhalefet   ederek. adverseness (i). terslik, zıtlık, muhalefet.",
    "adversity": "(i). zorlu sıkıntı, üzgü,   zorluk, güçlük; çapraşık durum.",
    "advert": "(f). zikretmek, ima etmek, dokundurmak  , hissettirmek. advert to (-dan)   bahsetmek.",
    "advertise": "(f). ilân etmek, bildirmek;   reklâmını yapmak. advertisement (i). ilân,   haber, bildirme, reklâm. advertising agent   reklâm ajansı.",
    "advice": "(i). öğüt, nasihat.",
    "advisable": "(s). tavsiye edilebilir;   uygun, münasip, muvafık. advisabil'ity, advisableness (i). uygunluk, muvafık olma,   tavsiyeye lâyık olma.",
    "advise": "(f). tavsiye etmek; öğüt veya   nasihat vermek, akıl öğretmek; haber veya   bilgi vermek; danışmak, istişare etmek, akıl   sormak. ill-advised (s). akılsız, tedbirsiz   well-advised (s). tedbirli, akıllı.",
    "advisedly": "(z). akıllıca, tedbirli   olarak: bilerek, düşünerek.",
    "advisement": "(i). danışma, müşavere  , düşünme. under advisement muallâkta  ; incelenmekte.",
    "adviser": "(i) danışman, müşavir;   danışman öğretmen.",
    "advisory": "(s). tavsiye niteliğinde;   akıl öğreten, öğüt veren.",
    "advocacy": "(i). taraf tutma, taraftarlık  ; savunma.",
    "advocate": "(i). savunan kimse, müdafi   kimse, taraftar. devil's advocate tartışma   olsun diye zayıf tarafı savunan kimse.",
    "adynamia": "(i)., (tıb). kuvvetsizlik.",
    "adytum": "(i). tapınağın en iç odası   adz  (i). keser, marangoz keseri   aedile eski Roma'da Bayındırlık memuru.",
    "aegean sea": "Ege Denizi, Adalar   Denizi",
    "aegis": "(i). kalkan, siper; saye, himaye.",
    "aeolian": "(s)., (Yu). (mit), rüzgar tanrısı   Aeolus-a ait; rüzgardan hâsıl olan; rüzgarla   çalınan bir çalgıya ait; eski bir Yunan ırkına   mensup. aeolian harp rüzgar kuvvetiyle   çalınan harp.",
    "aeon": "(bak). eon.",
    "aerate": "(f). içine hava karıştırmak;   havalandırmak, havayla temas ettirmek aerator (i) havalandırıcı.",
    "aeration": "(i). hava aldırma, havalandırma  ; havayla temas ettirerek temizleme.",
    "aerial": "(i)., (s). telsiz anteni; (s). havaya   ait; havada yapılan; havai, görülmez; hava   ilmine ait; (bot) açık havada yetiştirilen (ufak kökler). aerial car hava hattı arabası.",
    "aerie": "(i). yükseklerdeki kuş yuvası (kartal v.b.).",
    "aeriform": "(s). hava halinde, gaz   halinde; hayali.",
    "aerify": "(f). içine hava karıştırmak, havayla   temas ettirmek; gaz haline getirmek.",
    "aerobatics": "(i). pilotun uçakla   havada yaptığı marifet gösterileri.",
    "aerodrome": "(i). havaalanı, hava limanı; hangar.",
    "aerodynamic": "(s). hareket   halinde olan hava veya gaza ait. aerodynamics (i). aerodinamik.",
    "aerogram": "(i). telsiz telgraf.",
    "aerogramme": "(i). zarfsız uçak mektubu.",
    "aerolite": "(i). göktaşı: aerolit.",
    "aerology": "(i). hava ilmi, aeroloji.",
    "aeromechanics": "(i). hareket   halinde ve sabit olan hava ve gazlar ilmi.",
    "aerometer": "(i). hava ölçme aracı, aerometre.",
    "aeronaut": "(i). balon kullanan pilot.  aeronautics (i). havacılık.",
    "aeroplane": "(i)., (ing). uçak, tayyare.",
    "aerosol": "(i). aerosol.",
    "aerospace": "(i). roket, güdümlü   mermi ve uzay gemilerinin çalışması konusunda   tek bir tabaka sayılan atmosfer ve   onun dışındaki boşluk. aerospace industry   uzay gemileri ve bunların teçhizatlarını imal   eden sanayi kolu.",
    "aerosphere": "(i). havaküre.",
    "aerostat": "(i). havada sabit durabilen   balon.",
    "aerostatics": "(i). hava kanunları   ilmi.",
    "aerotherapeutics": "(i), (tıb). hava veya gazlarla tedavi.",
    "aery": "(bak). aerie.",
    "aesculapian": "(s). eski Roma tıp  tanrısına ait; tıp mesleğine ait   aesthetic, aesthetical bak esthetic, esthetical         aestival bak estival   aet kıs, Lat aetatis yaşında   aetiology bak etiology.",
    "afar": "(z). uzak, uzakta, uzaktan.",
    "aff": "(kıs). affectionate, affirmative.",
    "affability affableness": "(i). nezaket, tatlılık, hatırşinaslık.",
    "affable": "(s). nazik, tatlı, hatırşinas,   sokulgan.affably (z). nezaketle.",
    "affair": "(i)., maslahat; vaka, olay, hadise;   hal; ilişki. an affair of honor namus veya   şeref meselesi. Foreign Affairs Dışişleri   as affairs stand şimdiki halde. Iove affair   aşk macerası.",
    "affaire": "(i)., (Fr). gizli ilişki; mesele, hikâye.",
    "affect": "(f). etkilemek, tesir etmek, değiştirmek  ; müteessir etmek, dokunmak; taslamak.   affect ignorance cahillik taslamak,   bilmezlikten gelmek. My arm is affected.  Hastalık koluma yayıldı.",
    "affectation": "(i). yapmacık, taklit; naz.",
    "affected": "(s). taklitçi, sahte tavırlı,   poz yapan; etkilenmiş, tesir altında kalmış,   müteessir. affectedly (z). yapmacık tavırlarla.   affectedness (i). yapmacık, sahte tavır.",
    "affecting": "(s). taklitçi, sahte tavırlı;   etkileyen, tesir eden, müessir. affectingly   (z) müessir şekilde, etkileyici bir tarzda.",
    "affection": "(i). sevgi, muhabbet; etkileme  , tesir etme, teessür; hastalık. play on   one's affections karşısındakinin hislerine   hitap etmek. win one's affection bir kimsenin   sevgisini kazanmak. affectionate (s).   seven; sevgi  gösteren.affectionately (z). sevgi ile.",
    "affective": "(s). hissi, dokunaklı.",
    "afferent": "(s), (anat).  içeri   götüren (sinir v.b.).",
    "affiance": "(f), (i). nişanlamak; (i). nişan.",
    "affidavit": "(i)., (huk). yemin ederek   verilen yazılı ifade, yeminli beyan. draw   up an affidavit yeminli beyan yazmak.",
    "affiliate": "(f). (i). yakın ilişki kurmak,   sıkı münasebette bulunmak; evlât edinmek;   (huk). baba tanımak; aslını ve soyunu tayin   etmek; (i).  bağlı şirket. affiliate wrth   iltihak etmek, katılmak; üye olmak. affilia'tion   (i). yakın ilişki, sıkı münasebet; evlâtlığa kabul.",
    "affinity": "(i). eğilim, meyil, eğinim;   (kim). çekme; alâka, ilgi, cazibe; dünürlük,   hısımlık, nikâhtan hâsıl olan akrabalık.",
    "affirm": "(f). demek, söylemek, beyan   etmek, iddia etmek; (gram)., (man). tasdik etmek,   ispat etmek; teyit etmek; (huk). tasvip etmek   affirmable (s). iddia olunabilir.",
    "affirmation": "(i). tasvip, tasdik;   müspet ifade; (huk). yemin yerine geçen söz.",
    "affirmative": "(s)., (i). olumlu, müspet,   tasdik edilen; (i). müspet iddia; tartışmada   olumlu tezi savunanları tutan taraf; olumlu   cevap a decided affirmative kuvvetli   ve olumlu karar. in the affirmative ispat   ve tasdik anlamında, olumlu, müspet. The   affirmative has it. olumlu taraf kazandı. affirmatively (z). teyit ederek, olumlu olarak.",
    "affix": "(i). ek, ilâve  (kelimenin başına veya sonuna).",
    "afflatus": "(i). ilham; vahiy.",
    "afflict": "(f). keder vermek, üzmek, mahzun   etmek, müteessir etmek; müptela etmek, belaya   düşürmek. affliction (i). dert, keder,   elem, belâ afflictive (s). keder veya elem   verici.",
    "affluence": "(i). bolluk, refah, servet;   (-e) doğru akış (kan),affluent (s). bol akan;   bol, mebzul; zengin.",
    "afford": "(f). para dayandırmak; işine gelmek  ; hâsıl etmek, meydana getirmek, mahsul   vermek. I can-t afford this. Buna bütçem   müsait değildir.",
    "afforest": "(f). orman haline getirmek,   ormanlaştırmak, ağa,clamak. afforesta'tion   (i) ormanlaştırma, ağaç dikme.",
    "affranchise": "(f). azat etmek, serbest   bırakmak, muaf tutmak. affranchisement   (i). azatlık, azat etme, af.",
    "affray": "(i). kavga, gürültü.",
    "affright": "(i). ani korku.",
    "affront": "(i)., (f). hakaret; (f). kırmak, gücendirmek  , saymamak, hakaret etmek. give   affront to kızdırmak, gücendirmek.",
    "affusion": "(i). dökülme, dökme.",
    "afghanistan": "(i). Afganistan.",
    "afield": "(z). kıra, kırda, evden uzak. far   afield sadetten uzak, konu dışında.",
    "afire": "(s). tutuşmuş, yanmakta, alev alev.",
    "aflame": "(s). alevler içinde, alevlenmiş,   tutuşmuş.",
    "afloat": "(s)., (z). yüzmekte; su dolmuş; su   basmış; havada. Rumors are afloat. Ortalıkta şayialar dolaşıyor. The firm is afloat. şirket masrafım çIkarıyor.",
    "aflutter": "(s)., (z). titreme halinde; (z).   titreyerek.",
    "afoot": "(z). ayakta; yataktan kalkmış; hareket   halinde, ilerlemekte.",
    "afore": "(z)., edat önce, evvel.aforemen tioned   (s). evvelce zikredilen, mezkur. as   aforesaid evvelce denildiği gibi.",
    "afortiori": "(Lat). daha kuvvetli   bir sebeple, daha ziyade; (fels). afortiori.",
    "afoul": "(s). bir şeye takılmış, dolaşmış.",
    "afqhan": "(i). Afganlı; Afganca, Peştu dili;   Afgan cins köpeği; (k.h). bir çeşit yün atkı veya   battaniye.",
    "afraid": "(s). korkan, korkmuş. be afraid   korkmak. be afraid of (-den) korkmak.",
    "afresh": "(z). yeniden, tekrar.",
    "africa": "(i) Afrika. African (i)., (s). Afrikalı;   (s). Afrika'ya ait.",
    "afrikaans": "(i). Güney Afrika'da konuşulan Hollanda lehçesi.",
    "afrikander": "(i). Güney Afrika'da   doğan Avrupalı.",
    "afrit": "(i). ifrit.",
    "afro": "(i) uzun ve kıvırcık saç modası.",
    "aft": "(s)., (z) (den). kıçta, kıça doğru fore and   aft baştan kıça kadar.",
    "after": "(z), edat bağlaç sonra; ardına,   ardında; (-dan) sonra; ardı sıra; için; tarzında,   üslubunda. a painting after Reubens   Rubens'in üslubunda bir resim. at a quarter   after four dördü çeyrek geçe. a person   after my own heart kalbimi fetheden   bir kimse. three months after üç ay sonra. after all bununla beraber, yine de, buna rağmen.",
    "after-dinner": "(s). yemekten sonra   gelen,",
    "after-hours": "(z). mesai saatlerinden   sonraki saatlerde.",
    "afterbirth": "(i). (tıb). plasenta, son,   meşime.",
    "afterburner": "(i)., (hav). art yakıcı.",
    "afterclap": "(i). beklenmedik olay.",
    "afterdamp": "(i). grizu patlamasından kalan zehirli gaz karması.",
    "afterdeck": "(i). (den). geminin kıç   tarafındaki güverte.",
    "aftereffect": "(i). asıl tesirden sonra   görülen tali tesir, tali reaksiyon.",
    "afterglow": "(i). güneş battıktan sonraki   parlaklık.",
    "afterguard": "(i). (den). geminin kıçında   hizmet eden tayfa.",
    "afterlife": "(i). ahret, öbür dünya.",
    "aftermath": "(i). kötü sonuç; yan tesir; çayır biçildikten sonra biten otlar.",
    "aftermost": "(s). en geri, en son.",
    "afternoon": "(i). öğleden sonra.",
    "afterpains": "(i)., (tıb). doğumdan sonraki ağrılar.",
    "afterpart": "(i)., (den). kıç taraf.",
    "afterpiece": "(i). asıl piyesten sonraki   oyun.",
    "aftersails": "(i). kıç direk yelkenleri.",
    "aftertaste": "(i). ağızda kalan lezzet .",
    "afterthought": "(i). sonradan akla   gelen fikir.",
    "aftertime": "(i). gelecek, istikbal.",
    "afterward": "(z). sonra,sonradan .",
    "aga": "(i). ağa",
    "again": "(z). tekrar, yine, bir daha; bundan   başka. as much again bir misli daha. now   and again ara sıra, zaman zaman, bazen.   tirne and again tekrar tekrar, defaatle.",
    "against": "edat karşı, muhalif, aleyhinde,   aykırı. He is against reforms. O adam   reform düşmanıdır. over against ona karşı,   karşılık olarak; karşı karşıya; karşısında,   mukabil.",
    "agalloch": "(i). ödağacı (bot). Aquilaria   agallocha.",
    "agamous": "(s)., (bot). eşeysiz.",
    "agape": "(s). hayretten ağzı açık kalmış,   şaşırmış, şaşkın.",
    "agar": "(i). bazı deniz yosunlarından   elde edilen jelatinimsi bir madde.",
    "agaric": "(i). katran köpüğü, (bot) Agaricus   campestris.",
    "agate": "(i). akik taşı; bilye; (matb). 5 1/2   puntoluk harf agateware (i). renkli emay.",
    "agave": "(i). agav, Amerika'da yeti,  sen sabır otu, (bot). Agave.",
    "age": "(i). yaş, çağ, devir, devre. chronological   age kronolojik yaş. dark ages   karanlık devirler. for ages, for an age   uzun bir zaman, senelerce, çoktan beri. mental   age (psik). zekâ yaşı. of age reşit, rüştünü   ispat etmiş. under age reşit olmamış, rüştünü   ispat etmemiş. ageliss (s). ihtiyarlamaz, kocamaz, eskimez. agelong (s). uzun zaman  süren.",
    "agency": "(i). vasıta, fail; iş, faaliyet;   acentalık, vekâlet; acente.",
    "agenda": "(i). gündem, görülecek işler.",
    "agent": "(i). fail, amil; etkili olan kimse   veya şey; acente, temsilci; vekil. free agent   başkalarına karşı hesap vermek mecburiyetinde   olmayan kimse, kendi kendine karar   verebilen kimse.",
    "agent provocateur": "(ajan provokatör) bir   kimse veya grubu suç işlemeye teşvik edip   sonradan cezalandıran gizli ajan.",
    "aggiornamento": "(i).,modernleşme, asrileşme.",
    "agglomerate": "(f), (i). toplamak, bir   araya getirmek, yığmak;(i). toplama; (jeol).   volkanik parçaların bir araya toplanması.   agglomera'tion (i). toplama; yığın; bir araya   toplanmış şeyler.",
    "agglutinant": "(s). tutkal gibi yapıştıran.   agglutina'tion (i). yapıştırma; (gram),   bitişkenlik, bitişme; (tıb). aglütinasyon, ayrı   kısımları birleştiren ameliye (yara). agglutinative   (s). yapıştırma işlemine ait; (gram).   bitişken.",
    "aggrandize": "(f). büyütmek. aggrandizement   (i) büyütme; itibarını yükseltme;   değer veya rütbesini yükseltme.",
    "aggravate": "(f). ağırlaştırmak, kötüleştirmek  , şiddetlendirmek; (k). dili kızdırmak,   darıltmak; tahriş etmek; abartmak, mübalâğa   etmek. aggrava,tion (i). kızdırma, darıltma:   şiddetlendirme.",
    "aggregate": "(f). toplamak, bir araya   getirmek, cem etmek. aggrega'tion (i). toplanma  , bir araya gelme; hepsi, bütünü.",
    "aggress": "(f). saldırmak; kavga çıkarmak.",
    "aggression": "(i). tecavüz, hücum,   saldırı; saldırganlık. nonaggression (i). saldırmazlık  , ademi tecavüz aggressive (s).   saldırgan, mütecaviz aggressor (i) mütecaviz  , saldırgan kimse veya memleket.",
    "aggrieve": "(f). rencide etmek, incitmek,   kırmak. aggrieved (s). kederli; zarar gören;   (huk). haksız hüküm yemiş olan.",
    "aghast": "(s). şaşırmış, çok korkmuş,   donakalmış.",
    "agile": "(s). çevik, tetik. agility   (i). çeviklik, tetiklik.",
    "aging": "(i). yaşlanma hali veya belirtileri;   yıllanma, eskime.",
    "agio": "(i). para farkı, acyo.",
    "agiotage": "(i). sarraflık; borsa oyunu.",
    "agitate": "(f). çalkalamak, sallamak;   altüst etmek; kışkırtmak, tahrik etmek. agita'tion   (i). çalkalanış, sallanış, dalgalanış; sıkıntı,   ıstırap, heyecan; fesat agitator (i). kışkırtan   kimse, tahrikçi .",
    "agitato": "(s). (z)., (it)., (muz). acele ve   heyecanlı tarzda çalınan veya söylenen.",
    "agitprop": "(i) propaganda ve kışkırtma   bürosu.",
    "agleam": "(s). parlak, ışıltılı.",
    "aglet": "(i). ayakkabı bağı vb'nin ucundaki   küçük demir.",
    "aglow": "(s). parlak, şaşaalı .",
    "agname": "(i)., (ing). Lakap.",
    "agnate": "(s). baba tarafından akraba,   akraba. agna'tion (i). yalnız erkek tarafından   akrabalık.",
    "agnostic": "(i)., (fels). agnostik.",
    "agnosticism": "(i)., (fels). agnostisizm  , bilinemezcilik.",
    "agnus castus": "kara ayit, (bot).   Vitex agnus castus.",
    "ago": "(z). evvel, önce.",
    "agog": "(s)., (z). heyecanlı, arzulu, istekli,   şevkli, ümitli; (z). heyecanla, arzulu olarak.",
    "agonistic": "(s). münakaşa yoluyla   istediğini elde etmeye çalışan.",
    "agonize": "(f). can çekişmek; fazlasıyla   eziyet ve ıstırap çekmek; bütün gücüyle   mücadele etmek; ıstırap vermek, işkence   etmek.",
    "agony": "(i). can çekişme: şiddetli Istırap;   şiddetli heyecan; sert mücadele.",
    "agora": "(i). eski Yunanistan'da pazar yeri,   meclis; toplanma yeri.",
    "agouti, agouty": "(i). Güney ve Orta   Amerika ile Batı Hint Adaları'na mahsus   tavşana 'benzer kemirici bir hayvan.",
    "agraphia": "(i)., (tıb). bir beyin hastalığı   nedeniyle okuma yazma kabiliyetini kaybetme,",
    "agrarian": "(s) tarımsal, zirai; tarlalara ait; (pol). çiftçilere yardım etmeyi ve   tarımsal kâr sağlamayı amaçlayan.",
    "agree": "(f). razı olmak, muvafakat etmek   kabul etmek, anlaşmak, uyuşmak; (gram).   uyuşmak. agree to bir konuda mutabık   kalmak, anlaşmak, kabul etmek agree with   bir kimse ile mutabık kalmak. agreeable   (s). hoş, tatlı; münasip, uygun, mutabık, iyi,   güzel. agreeableness (i). tatlılık, hoşluk. agreeablly (z). hoş bir şekilde, tatlılıkla.",
    "agreed": "(s). mutabık; kararlaştırılmış   olan. Agreed. Kabul Tamam Peki.",
    "agreement": "(i). anlaşma, muvafakat,   ittifak, karar; mukavele, itilâf; mukavelename  , kontrat, bağıt. come to an agreement   bir karara varmak, uyuşmak. gentlemen's   agreement karşılıklı anlayışa dayanan   ve yazılı metni olmayan anlaşma.",
    "agribusiness": "(i). tarım ve tarım   ticareti.",
    "agriculture": "(i). tarım; ziraat, çiftçilik.   agricul'tural (s). tarımsal, zirai, çiftçiliğe   ait. agricul'turist (i). ziraat uzmanı;   çiftçi.",
    "agrimony": "(i). kasıkotu, (bot). Agrimonia  ; kızılyaprak, koyun otu, (bot). Agrimonia   eupatoria. hemp agrimony koyun otu,   (bot). Eupatorium cannabinum.",
    "agrology": "(i). toprakları inceleyen   ilim.",
    "agronomics": "(i). bir memleketin   topraklarını iktisadi yönden inceleyen ilim   dalı.",
    "agronomy": "(i). bilimsel tarım.",
    "aground": "(s). karaya oturmuş. go   aground karaya oturmak.",
    "ague": "(i). sıtma, malarya; sıtma nöbeti . aguish (s). sıtmalı, sıtma getiren, nöbetli.",
    "ah": "ünlem ey, oh, ah, of, vah, ya; Acayip !   Hayret I",
    "aha": "ünlem ya, oh; Gördün mü I",
    "ahead": "(z). ileri, ileride, başta, önde.   get ahead başa geçmek.",
    "ahem": "ünlem Hım.",
    "ahimsa": "(i)., Sanskrit canlıların hayatına   kıymama doktrini.",
    "ahoy": "ünlem Hey ! Hu ! Yahu ! Ship   ahoy I Hey gemi.",
    "ai": "(i). Güney Amerika'ya mahsus agaç  üzerinde yaşayan üç parmaklı bir hayvan .",
    "aid": "(i)., (f). yardım, iane; f yardım etmek,   iane vermek. first aid ilk yardım.",
    "aide": "(i). yaver; yardımcı, muavin.",
    "aide-de-camp": "(i). yaver, emir   subayı.",
    "aide-memoire": "(i). hatırlatıcı   niteliği olan not.",
    "aigrette": "(i). kuş tepeliği,   sorguç.",
    "aikido": "(i). bir nevi Japon güreşi.",
    "ail": "(f). rahatsız olmak, hasta olmak; sıkıntı   vermek, taciz etmek, rahatsız etmek. ailing   (s). keyifsiz, rahatsız, hasta ailment (i). rahatsızlık  , hastalık.",
    "ailanthus": "(i) aylandız ağacı.",
    "aileron": "(i)., (hav). kanatçık, goşisman,   eleron. aileron controls goşisman kumandaları.",
    "ailoy": "(i)., (f). maden alaşımı, halita,   alaşım; maden alaşımından olan adi maden;   değerli bir şeyin kıymetini azaltan unsur;   (f). kıymetli madene kıymetsiz maden karıştırmak.",
    "aim": "(i). maksat, emel, niyet, amaç, gaye;   nişan alma; hedef yönü; nişan tahtası, hedef.   aimless (s). gayesiz, hedefsiz, maksatsız.   take aim nişan almak.",
    "aimighty": "(s). her şeye kadir; argo   dehşetli, müthiş, çok büyük. the Almighty   Kadiri Mutlak, Allah, Tanrı.",
    "aimsgiving": "(i). sadaka verme.",
    "ain't": "(kıs)., (h) dili am not, are not, is   not değil.",
    "aipha": "(i). alfa, Yunan alfabesinin ilk harfi;   başlangıç. alpha and omega başlangıç ve   bitiş, baş ve son, birinci ve sonuncu, bütün.   Alpha rays radyumun saçtığı üç ışından   pozitif elektrikli birincisi.",
    "air": "(i). hava, nefes; (müz). hava, nağme; tavır.   air base hava üssü.air bladder (zool). baIıklarda   hava ile dolu bir kese, hava kesesi.   airborne (s). havadan gelen (toz mikrop v.b.); havadan nakledilen; uçmakta. air   brake hava freni. air castle hayal edilen   şey, hülya.air chamber hava hücresi. air chisel hava basınçlı kalem. air-cooled (s). hava ile soğutulmuş. air-conditioned (s).klima tertibatı bulunan. air-conditioner (i). harareti ayar eden cihaz, klima tertibatı. air coridor hava koridoru.aircraft (i). uçaklar, uçak, hava taşıtı. aircraft carrier uçak gemisi. airdrop (i). havadan yapılan yiyecek v.b. yardımı. airfield (i). havaalanı, iniş pisti. air fleet hava filosu. airflow (i). hava akımı. air force hava kuvvetleri. air gun hava tüfeği.air hammer sıkıştırılmış hava ile çalışan çekiç. air heating hava ile ısıtma. air intake hava almaya mahsus tertibat. air lane hava geçidi. airlift (i). uçaklarla taşıma.airline (i). hava yolu, havada doğru çizgi. airliner (i). dev uçak.air mail uçak postası. airman (i). havacı, tayyareci. airmanship (i). havacılık.air marshal hava mareşali.airplane (i). uçak.air plant (bot). başka bir bitki üzerinde büyüyen fakat gıdasını ondan almayan salep otu,liken veya yosun gibi bir bitki.air pocket hava boşluğu. airport (i). havaalanı.air post uçak postası. air power hava kuvvetlerinin gücü. airproof (s). hava geçirmez. air pump hava pompası.air raid hava hücumu. air-raid shelter sığınak.air resi




Hata ile ilgili görüşlerinizi aşağıdaki kutuya yazabilirsiniz.
Hata bildir

TÜM PYTHON KODLARI Youtube Kanalımız
Aşağıdaki makrolar işinize yarayabilir.
Benzer Sonuçlar
NoPython Kodu
1 İngilizce Türkçe sözlük yapımı
2 Bir yazı içerisindeki Türkçe karakterleri İngilizce karakterlere çevirme işlemi
3 Kullanılacak fonksiyon, metot vb. her konuda açıklama ve bilgi sahibi olmak: HELP fonksiyonu
4 Parola girerken Türkçe karakter girilmesini engellemek
5 Bir metin içerisinde aranan harften kaç tane var?
6 Bir ifadenin yazı/metin karakterlerinden oluşup oluşmadığını tespit etmek / Girilen ifade metin midir?
7 Türkçe karakter konusunda yaşanan problemleri düzeltmek
8 Bir yazıyı küçük harfe çevirirken oluşacak Türkçe karakter problemlerini düzeltme
9 Kelime veya cümleleri büyük harfe çevirmek / Türkçe karakter sorunu olmadan büyük harfe çevirmek
10 İki veya daha fazla diziyi birleştirmek ve metne çevirmek
11 Bir dizi içerisinde yer alan yazıları birleştirme işlemi, örneğin dizinin elemanlarını birleştirirken araya virgül, nokta vb. karakterler koymak
12 Bir yazı içerisindeki kelimeleri veya karakterleri istenen bir ayraç türü kullanarak ayırmak ve bir diziye atamak
13 Bir text/metin dosyası içerisine yazı yazmak
14 Bir kelimeyi, cümleyi veya ifadeyi başka bir kelime, cümle veya ifade içerisinde aramak ve bulmak (Büyük ve küçük harf problemlerinin önüne geçerek)
15 Bir yazı içerisindeki karakter/cümle/kelime sayısını tam tespit etmek ve detaylara göre inceleme yapmak
16 Metin birleştirmek ve birleşik metinler içerisinde harf aramak
17 Bir cümle içerisinde geçen belli bir karakter veya kelimenin cümledeki yerini / kaçıncı karakter olduğunu tespit etmek. Eğer ifadeyi bulamazsa hata vermesini engellemek
18 Bir yazıdaki ilk harfi büyük, sonraki harfleri küçük yapmak / bir cümlenin her kelimesinin ilk harfini büyük harfe çevirmek ve sonraki harfleri ise küçük harf yapmak
19 Bir ifade, yazı, sayı veya herhangi bir nesnenin türünü öğrenme işlemi
20 Bir yazı içerisinde bulunan kelimeleri veya karekterleri ayırarak bir diziye atamak


aaaaa